İÇİMİZDEKİ ŞEYTAN | SABAHTTİN ALİ

İÇİMİZDEKİ ŞEYTAN | SABAHTTİN ALİ

Tarhi : 17-02-2020 12:08:42 | Yazar : ÇAĞLAR BOSTANCI

Sabahattin Ali’nin Kürk Mantolu Madonna’dan sonra en çok beğenilen ve bilinen eserlerinden biri de İçimizdeki Şeytan romanıdır. Kürk Mantolu Madonna’da aradığınızı tam olarak bu kitapta bulamayacaksınız. Ben bulamadım. Genel olarak güzel bir kitap. Günlük yaşamda karışılacağınız tiplemeler mevcut. Siyasi giydirmeler yok değil. Benim şahsi yorumum. (Ömer ve arkadaşları tarafından yapılan faaliyetler.) Yazar 1940’lar da İstanbul’da geçmektedir. Olaylar Balıkesir ve İstanbul arasında cereyan etmekte, yazar 1929 sonrası yaşanan ekonomik buhranı ele almış diyebiliriz. Tabi siyaset çok ön planda bulunmaktadır. Olay kurgusu ve sayısı oldukça zayıf. Kişi sayısı sınırlı. Kişiler 1940’ların İstanbul aydınlarını oluşturmaktadır. Tabi bu kişiler üzerinden birçok giydirme mevcut. En güzel yanı kitabın ucuz olması.

Olaylar Ömer ve  Macide etrafında oluşmaktadır. Ömer arkadaşı Nihat ile  Kadıköy vapurunda konuşurlarken başlar. Kendi aralarında gerçekleşen bir münakaşa esnasında Ömer, Macide’yi görür ve aşık olur. İlk görüşte aşk… Ömer, Macide’yle tanışmak ister ama nasıl olacağı konusunda arkadaşı Nihat kötü varsayımlarda bulunur. Şaşılacak bir olay olur ve Macide’nin yanındaki yaşlı kadın Balıkesir’den tanıdığı bir akrabası çıkar.  Bu duruma bende Nihat da çok şaşırdık. Bu vesileyle Macide ile Ömer tanışır. Ömer Emine teyzesini sık sık ziyaret eder. Bu arada Macide’nin babası hayatını kaybetmiş ve Macide bunu sonradan öğrenmiştir. Ömer konservatuvar öğrencisi olan Macide’ye okula gitmesinde ve gelmesinde eşlik eder. Babasını üzüntüsüyle Macide Ömer’e yaklaşır. Aralarındaki bağ gün geçtikçe gelişir. Macide’nin bir gün eve geç gelmesi ve Emine teyzelerin ekonomik sıkıntılar yaşıyor olmaları Macide’nin evden ayrılıp Ömer ile birlikte yaşamasına vesile olur. Ömer az gelirli bir memurdur. Bu sebepten ekonomik sıkıntılar yaşarlar. Arkadaşlarında sürekli borç istemekte ve onların davetlerine günü kurtarmak adına icabet etmektedir. Bu davetlerin birinde Macide’nin Balıkesir’deki hocası Bedri ile rastlaşırlar. Macide’nin Bedri ile olayı neyse ama bir de Ömer’le taşıyor olmaları bana tuhaf geldi. Olaylar bir şekilde gelişecek. Neyse bu saatten sonra Bedri olaylara dahil oluyor. Bedri ablasının kanser olması sebebiyle Balıkesir’den İstanbul’a gelmek zorunda kalmış, hocalığı bırakıp özel günlerde piyano çalmaya başlamıştır. Tabi Balıkesir’den bu yana içeresinde büyüttüğü ve gün gün beslediği aşkı Macide’yi karşısında bulunca ister istemez bir yaklaşıma oluyor. Bedri, Ömer’in ekonomik sıkıntılarına merhem gibi gelir ve sürekli borç verir. Bu duruma Bedri’nin ablası kızar ve Macide’yi ziyaret eder, rahatsızlığını belirtir. Tabi bu arada Macide’nin içerisinde Bedri’den yana güzel duygular ister istemez büyümeye başlar. Buna mani olamaz ve Ömer’de bu durumu sezer. Her erkek gibi kıskançlıklar daha sonra pişmanlıklar oluşur. Bir gün bedri haylaz ve işe yaramaz arkadaşları sayesinde kodese düşer. Bedri yine Macide’ye ve Ömer’e yardım etmekte. Aynı zamanda Macide, Ömer’in tutarsızlıkları ve ekonomik sıkıntıları sebebiyle ayrılmayı düşünür. Bu karakol olayı da buna vesile olur. Sonra bir gün Ömer’i ziyaret için Macide ve Ömer yola düşer. Ayrılık mektubunu elinde sıkı sıkı tutan Macide, Ömer’e bunu iletemeden, Ömer olaya müdahale eder. Bedri’yi yanına çağırır Macide’yi sahiplenmesini ve ona bakmasını ister. Daha doğrusu aşkını ekonomik sıkıntılar ve tutarsızlığı sebebiyle içine gömer. Bedri de tabi durumdan memnundur. Macide ve Bedri arasından çekilen Ömer kendine bir yol çizer ve gider. Bedri ve Macide de hayata yeniden başlarlar.

Diyorsunuz ki bunun neresinde Şeytan. Şeytan Ömer’in beyninde canlandırmış olduğu ve bütün kötü fikirlerinin sorumlusudur. Aslında şeytanın kendisi yani Ömer’dir. Şeytanın kafamızın içinde olmadığını, kafamızın içinde şeytani fikirlerimizin var olduğunu bize anlatır.

Tabi ara dere olaylar geçiyor ben bunlara değinmedim. Dikkatimi çeken, insanın içerisinde tutuğu, kimsenin bilmesini istemediği düşüncelerini bilinç dışı davranışlar ve sarf edilen sözcükler sayesinde ele vermektedir.

“Demek hayat böyle iki adım ilerisi bile görülmeyen sisli ve yalpalı bir denizdi. Tesadüflerin oyuncağı olacak olduktan sonra ne diye bir irademiz vardı? Kullanamadıktan sonra göğsümüzü dolduran hisler ve kafamızda kımıldayan düşünceler neye yarardı?”

Bu cümle kitapta çok dikkatimi çekti hatta en iyisi diyebiliriz.

Kitap hakkında vereceğim bilgiler bu kadar. Bir sonraki yazımda görüşmek üzere…

Reklam Alanı