Eşref Şem’i-zade Kayğı Adlı Şiirinin Vatan ve Sürgün Teması Özelinde Yorumu

Eşref Şem’i-zade Kayğı Adlı Şiirinin Vatan ve Sürgün Teması Özelinde Yorumu

Tarhi : 07-12-2016 11:40:54 | Yazar : ÇAĞLAR BOSTANCI
ÇAĞLAR BOSTANCI

Çağlar BOSTANCI KAYGI ŞİİR YORUMU

KAYGI ŞİİRİNİN VATAN ve SÜRTÜN TEMASI ÖZELİNDE YORUMU

İnsan hayatında en önemli duygulardan biri, bir yere ve bir millete ait olma hissidir. İnsanoğlu doğar yaşar ve ölür. Bu eylemleri gerçekleştirebilmek için bir yere, bir toprak parçasına, bir vatana ihtiyaçları vardır. Eğer vatansız kalmışsan ne doğduğun ne yaşadığın nede öldüğün de gömüleceğin yer belli değildir. Şair bu şiirinde II. Dünya harbinde vatanlarından zorla sürgün edilen tatarların acılarını dile getirmeye çalışmıştır. Bana göre şairin ne anlatmak istediğini, hangi duygular içerisinde olduğunu anlayabilmek için sürgün edilen tatar kardeşlerimizle aynı tren vagonlarında yer almamız gerektiğini belirtmeden edemeyeceğim.

Kaygı şiiri, yaşanılan kötü olaylar sonrasında geride kalan acı duyguları dile getirmek için yazılmıştır. Bu nedenle Tatar Türklerinin yaşadığı sürgünden kısa bir şekilde bahsetmenin faydalı olacağını düşünüyorum. Tatar Türkleri Kırıma Orta Asya’dan kavimler göçü sonrasında yerleşmişlerdir. Kırım Türkleri Rusların baskısı altında kalmış ve Tatarlara hep azınlık gözü ile bakılmıştır. II. Dünya harbinde Kırım Türkleri hem Almanların hem de Rusların yanında yer almışlardır. Savaş sona erdikten sonra ise hem Almanlar hem de Ruslar tarafından zulme uğramışlardır. En büyük zulümleri ise kendi topraklarından sürgüne zorlanmaları olmuştur. Rusya güneyinde Türklerden oluşan bir topluluk istemiyor bu topluğun kendi güvenliğini tehdit ettiğini düşünüyordu. Bu nedenle Tatarları zorla Özbekistan’a sürgün ederek, Kırımda yüzde yüz Slav bir topluluk oluşturmak istiyordu.

Bir gece Kırım halkının kapılar Rus askerler tarafından çalınır.  Askerler tarafından derhal toparlanmaları, yanlarına yiyecek ve içecek almaları gerektiği söylenir. Karşı koyanlar ise düşünülmeden katledilir. Çaresiz tatarlar kamuyonlarla tren istasyonlarına taşınırlar ve oradan da havasız hayvan vagonlarında, oturacak yer kalmayacak şekilde aylarca süren bir sürgüne sürüklenirler. Bu sürgünün garezi çocuklara ve yaşlılaradır. Ölüm çocuklar ve yaşlılar arasında kol gezer. Kırım halkını yüzde kırk altısı; havasızlıktan, açlıktan, susuzluktan, soğuktan ve darp edilerek hayatını kaybeder.

Çile, bu ölüm yolculuğu sona erdiğinde de bitmemiştir. Özbekistan topraklarında binlerce Tatar yine açlıktan hayatını kaybetmiştir. En acısı ise Rusların bu sürgünde unuttuğu beş yüz kişilik bir Tatar topluluğudur. Ruslar bu Türk topluluğunu trenle göndermeyi unutmuştu ama bunun bir önemi de yoktu. Çünkü ruhsuz Rus askerleri yüzlerce tatarı gemilere bindirip denizin ortasında batıracaktı ve geride kalan son Tatar topluluğu da Kırımdan temizlenmiş olacaktı. Kırımın sahiline vuran Tatar naaşları Rus askerleri tarafından dozerlerle gömüldüler. O kara günde bir Rus askerinin dahi dayanamayacağı bir olay yaşandı. Bir annenin cesedi kucağında ölen yavrusuyla deniz kenarında yatıyordu. Rus askeri elleri ile çocuğu annenin kucağından almak istedi ama başaramadı. Gencecik anne kucağındaki çocuğu ile Rus dozerleri tarafından toprağa gömüldü. Rus askeri bu olayı hayatı boyunca unutamamış, yıllar sonra bir röportajda dile getirmiştir. Tabi yaşanılan olayların geride bıraktığı bir acı, aynı zamanda Kırım topraklarına, baba, ana ocağına geri döneme umdu vardı. İşte şair şiirini bu acıları dile getirmek ve yaşanılanları dünyaya haykırmak için yazmıştır.

KAYĞI
Dolandım Kırımnıñ dağı, taşını,
Kayğı, asret sarğan garip başını,
Men söyleyim, sen sil kozüñ yaşını,
Biz okünmey kim okünsin?- yandık, kardaşlar!
Biz ağlamay kim ağlasın?- oldik, yurtdaşlar!
Er yerden silingen Tatarnıñ adı.
Cennet Kırımnıñ söngen çırağı,
Halkım, dep iñley taşı, toprağı,
Biz okünmey kim okünsin?- yandık, kardaşlar!
Biz ağlamay kim ağlasın?- oldik, yurtdaşlar!
Çatırtavğa çıktım, “oğlum kayda?”-dey,
Salğırdan suv içtim, “yavrum kayda?”-dey,
Hansarayğa kirdim, “halkım kayda?”-dey,
Biz okünmey kim okünsin?- yandık, kardaşlar!
Biz ağlamay kim ağlasın?- oldik, yurtdaşlar!
Er bir Tatar evine yavurlar kirgen,
Babalar kabirine saban sürülgen,
Bu kadar hainlik kayda korülgen?!-
Biz okünmey kim okünsin?
Yandık, kardaşlar!
Biz ağlamay kim ağlasın?- oldik, yurtdaşlar!
Uçansuv kuruğan, gül, bağlar solğan,
Mektepler, camiler at ahır olğan,
Bulbul yuvasına karğalar konğan
Biz okünmey kim okünsin?- yandık, kardaşlar!
Biz ağlamay kim ağlasın?- oldik, yurtdaşlar!
Aytıñ, dostlar, bu zulumğa yürek çıdarmı?!
Rus çızması bizni daim ezip turarmı?
Vatan için can verecek yigitler barmı?
Bar olsañız, yurt aşkına keliñiz, dostlar!
Eşref Şem’i-zade
KAYĞI
Kırım’ın dağını taşını dolandım,
Kaygı hasret garip başını sarmış.
Ben söyleyeyim sil gözünün yaşını sil.
Biz üzülmeyip kim üzülsün?Yandık kardeşler!
Biz ağlamayıp kim ağlasın?
Er yerden silinmiş Tatar’ın adı,
Cennet Kırım’ın sönmüş çırağı,
Halkım diyerek inler taşı toprağı,
Biz üzülmeyip kim üzülsün? Öldük yurttaşlar!
Biz ağlamasın da kim ağlasın? Öldük yurttaşlar!
Çatırtavga’ya çıktım oğlum nerede deyip.
Salgır’dan su içtim yavrum nerede deyip.
Hansaray’a girdim, halkım nerede deyip.
Biz üzülmeyip kim üzülsün ? Yandık kardeşler!
Biz ağlamasın da kim ağlasın ? Öldük yurttaşlar!
Er bir Tatar evine gavur Rus girmiş.
Babalar kabrine saban sürülmüş.
Bu kadar hainlik nerede görülmüş?
Biz üzülmeyip kim üzülsün ?
Yandık kardeşler!
Biz ağlamasın kim ağlasın? Öldük yurtttaşlar!
Uçansuv kurumuş gül ve bağlar solmuş.
Mektepler camiler at ahırı olmuş.
Bülbül yuvasına kargalar konmuş.
Biz üzülmeyip kim üzülsün? Yandık kardeşler!
Biz ağlamasın kim ağlasın? Öldük yurttaşlar!
Dostlar söyleyin bu zulüme yürek dayanır mı?
Rus çizmesi bizi daima ezip durur mu?
Vatan için can verecek yiğitler var mı?
Var olasınız yurt aşkına dostlar, geliniz!
Dostlar! Analarının gözyaşını siliniz!
Eşref Şem’i-zade

Kırım’ın dağını taşını dolandım, / Kaygı hasret garip başını sarmış
Ben söyleyeyim sil gözünün yaşını sil, / Biz üzülmeyip kim üzülsün? Yandık kardeşler,
Biz ağlamayıp kim ağlasın?

Yazar bu mısralarda, sürgünde kırıma olan hasretini kırımın dağlarının başındaki dumanlara benzetmektedir. Şiirde yaşanılan acı duygulara değineceğinin sinyalini vermektedir.

Er yerden silinmiş Tatar’ın adı / Cennet Kırım’ın sönmüş çırağı
Halkım diyerek inler taşı toprağı / Biz üzülmeyip kim üzülsün? Öldük yurttaşlar
Biz ağlamasın da kim ağlasın? Öldük yurttaşlar!

Bülbülü altın kafese koymuşlar ile de vatanım demiş. Yazar burada kişileştirme yaparak Kırımın, halkına hasret kaldığını aynı zamanda da Tatarlarında Kırıma hasret kaldığını dile getirmiştir. Bu hasreti kırım dağlarının başındaki bulutlara benzetmiştir. Tabi aynı zamanda Rusların Tatarların izini silmek için çalıştıklarını, Kırım halkının yaptığı tarihi, mimari ve sanat eserlerini talan ederek Kırımın Slav yurdu olması için çabaladıklarını anlatmıştır. Tabi Kırım halkı için ecdadın geride bıraktıklarına sahip çıkamamanın ve onlara zarar verilmesinin şaire acı duygular verdiği anlaşılmaktadır.

Çatırtavga’ya çıktım oğlum nerede deyip / Salgır’dan su içtim yavrum nerede deyip

Hansaray’a girdim, halkım nerede deyip / Biz üzülmeyip kim üzülsün ?yandık kardeşler

Biz ağlamasın da kim ağlasın ? öldük yurttaşlar

burada Kırımdaki yerleri anarak oralarda kaybettiği yakınlarını ve onlarla yaşadıklarını anlatırcasına dile getirmiştir. Gözleri halkını, geçmiş günlerini aramakta ama koca bir hüsranla yakınmaktadır. Sürgünle her şeyini kaybetmiş bir halkın anılardan başka bir şey kalmamıştır heybesinde. Sürgünde hayatını kaybeden anaları, babaları, kardeşleri, eşleri bir eşya gibi tren yolarında bırakan halkın, el topraklarında memleket hasreti ve anılar bir hançer gibi saplanır yüreğine.  Gözünü kapadıkça, baskın verir anlar, sonrasında hazin bir hüzün ve ulaşılması güç bir hayal.

Er bir Tatar evine gavur Rus girmiş / Babalar kabrine saban sürülmüş

Bu kadar hainlik nerede görülmüş? / Biz üzülmeyip kim üzülsün?

Yandık kardeşler. / Biz ağlamasın kim ağlasın? Öldük yurttaşlar

Yazarın burada anlatmak istediği sürgünden sonra Kırıma Slav uyruklu aileler yerleştirilmiş. Kırım halkının anılarının, acılarının, sevinçlerinin, hatıralarının olduğu o evlerde artık sarhoş ve Hristiyan Slavlar oturmaktadır. Hatta ölüye dahi saygısı olmayan bu yabaniler, evlerini Kırım halkının atalarından kalan mezar taşları ile örmüşler, kabristanları tarla yapıp sürmüşlerdir. Bununla yetinmeyip buralara yeni evler inşa etmişlerdir. Bu da insanda dayanılmaz üzücü duygular uyandırmaktadır. Tatlar öz yurtlarına geri döndüklerinde ise baba ocaklarına uzaktan bakakalmışlar, parayla olsa dahi baba ocaklarına girememişlerdir. Vatan aşkı o kadar bastırmış ki gönüllerini çadırlarda yatıp kalmaya başlamışlardır. Aslında Kırım toprakları anları, babaları, kardeşleri, eşleri ve çocuklarıdır. Kim sevdiğinden vazgeçer ki , kimin yüreği buna el verir ki, kim bu zulme kim bu canilere sesiz kalabilir ki.

Uçansuv kurumuş gül ve bağlar solmuş / Mektepler camiler at ahırı olmuş

Bülbül yuvasına kargalar konmuş / Biz üzülmeyip kim üzülsün? Yandık kardeşler

Biz ağlamasın kim ağlasın? Öldük yurttaşlar

Yine bu mısralarda Slav istilasının çirkin yüzü ortaya dökülmekte. Ecdat fethettiği bütün topraklara Müslümanlığın ibadethanesi camileri estetik ve üst düzey bir mimari ile inşa etmiştir. Ayrıca diğer dinlerin ibadet hanelerine zarar vermek bir kenara onların bakım ve onarımını üstlenmiştir. Kırım Müslümanları tekrar kırıma döndüklerinde camilerin ve eğitim yuvalarının berduşlar tarafından istila edildiğini, bununla da yetinilmeyip camilerin hayvan barınağı haline getirilmiş olduğuna şahit olurlar. Şair bu durumun dayanılmaz bir acı olduğunu sözcüklerle dile getirmektedir. Bu duruma şahit olan bir Kırım Türkü duygularını şöyle dile getirmektedir: “Vorn köyünün çıkışında, minaresi yıkılmış bir camiye rastlıyorum. Bu caminin içinde şimdi bir Rus ailenin yaşadığını öğrenince kalp damarlarımın tıkandığını hissediyorum. Bir zamanlar namaz kılınan, Ezan-ı Muhammedi okunan, secdeye varılan bu mübarek mekanda şimdi, sarhoş bir Rus’un naraları yükseliyor. Bir gün inşallah o mescitte yine Ezan-ı Muhammedi okunacak ve saf bağlayıp namaz kılacağız.”

Hatta camilerin bu hallerinden ziyade, bir zamanlar Müslüman toprakları olan Kırıma, Kuran-ı Kerim dahi sokulamamaktadır. Bu durum Müslüman olan kırım halkını Hristiyanlaştırmak, asimile ederek kendi öz benliklerinden uzaklaştırmak istemişlerdir. Tabi kimsesiz kırım halkı sesini dünya kamuoyuna duyuramamakta, Rus istilacıların yaptıkları yanlarına kar kalmaktadır. Çaresiz Kırım halkı hiçbir zaman Kırıma geri döneme umudunu yitirmemiş, yegâne emelleri tekrar sürgün edildikleri baba ocaklarına geri dönmek olmuştur. Bu umut hiçbir Kırımlı kardeşimizin içinden çıkmamış, dönemin edebiyatçılarından İsmail GASPIRALI, Eşref Şem’i-zade gibi kırım edebiyatçıları eserlerinde bu konuyu ele almışlardır. Bu umudun yüreklerde dün gibi taze kalmasında Kırım edebiyatçıların önemi büyüktür.

Dostlar söyleyin bu züllüme yürek dayanır mı? / Rus çizmesi bizi daima ezip durur mu?

Vatan için can verecek yiğitler var mı? / Var olasınız yurt aşkına dostlar, geliniz

Dostlar! Analarının gözyaşını siliniz

Hain sürgünü en çok yumuşak yürekli analar çekmiştir. Bu sürgünden geriye kundaktaki bebesini, başındaki kocasını kaybeden analar kalmıştır. Gidenlerin acısı yüreklerine oturmuş, yaşadıklarını ömür boyu yüreklerine yük etmişlerdir. Tabi geride kalanlar umutlarını yitirmediler. Her alanda Rusların yaptığı bu haksızlığı dile getirdiler. Dünya buna kulak tıkasa da Kırım Türkleri seslerini daha çok yükseltiler. Kimi kendini Kızıl Meydanda ateşe verdi, kimi açlık oruçlarında hayatını yitirdi. Mücadele hiçbir zaman bitmedi. Nice Kırım yiğidi hayatını bu uğurda düşünmeden yitirdi. Sonunda hukuken dahi olsa Kırıma girme hakkı elde etmişlerdi. Kırım Türkleri topraklarına vardıklarında evleri, işleri, camileri berduş Ruslar tarafında istila edilmişti. Atadan kalan bu evlere girip bakmalarına, anılarını tazelemelerine dahi izin vermiyorlardı. Satın almak istediklerinde ise satmıyor, satacak olsalar da uçuk fiyatlar istiyorlardı. Bu engeli de kendi çabaları ile aşmaya çalışan Kırım halkı toprakları mezar şeklinde kazarak kendilerine yerin altına sığınaklar inşa ettiler. Kendilerine ev yurt yapmaya çalışsalar da fırsatçılar inşaat malzemesi vermediler, verseler de karaborsa fiyatlarla sattılar. Tabi bununla da baş etti Kırım halkı. Çadır kentlerden, mezarlardan çıkarak tekrar yapılara geçmeye başladılar. Bunu gören hain Ruslar, yapıların izinsiz olduğunu öne sürerek ne cefalarla yapılan gecekonduları acımasızca yıkmaya başladılar. Zamanında analarını, babalarını, kardeşlerini gömen Rus dozerleri şimdi ise evlerini başlarına yıkıyordu. Aradan geçen onca zamanda yine Ruslar insanlık namına bir gelişim sergilememiş, Rus botu Kırım Türklerin üzerinden hiç eksik olmamıştır. Kırım toprakları bir Kırım Türkünün gözünde cennet köşkü görünse de, Kırım Türleri için cehennem olmuştur.

Çağlar BOSTANCI

Reklam Alanı